Bağlam her şeyi değiştirir
Kars bozkırından Karadeniz ormanına aynı rota üzerinde geçmek, bir mesajın değerinin içinde bulunduğu ortamla belirlendiğini hatırlatıyor.
Kars'ın taş sokaklarından Maçahel'in yağmur ormanına uzanan bir rota. Kale, göl, baraj ve şelale arasında geçen dört gün; ve bildirimlerden uzakta netleşen birkaç düşünce.
Bozkırla başlayıp yağmur ormanında biten bir rota. Arada, sinyalin zayıfladığı ve düşüncenin netleştiği yerler.
Rota Kars'ta başladı. Kars Kalesi'nden şehre bakınca tarihin burada üst üste katmanlar hâlinde durduğunu görüyorsunuz. Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Rus döneminin taş binalarına kadar farklı dönemler aynı sokakta yan yana.
Kiliseleri gezerken aklımda kalan şey, bir şehrin hafızasını binalarında nasıl sakladığıydı. Akşam kale ışıklandığında Kars Çayı kenarında yürüdük, yemek adını 1829'da Kars'tan geçen Puşkin'den alan restorandaydı. İlk gün bir ısınma turuydu. Asıl rota ertesi sabah, şehrin dışında başlıyordu.
Bozkırın ortasında taş bir şehir. Kalenin surlarından bakınca Kars'ın bütün dokusu tek karede.
8 Ekim · 15.10İkinci gün asıl yürüyüş başladı. Şeytan Kalesi'ne giden 45 dakikalık patika, kaleyi önce uzaktan, sonra kanyonun tam kenarından gösteriyor. Kale, aşağıdaki derin vadiye hâkim bir kayanın üzerine kurulmuş. Bulutlar hızlı geçiyor, ışık her dakika değişiyor.
Öğlen Çıldır Gölü'nde bölgenin meşhur sarı balığı. Öğleden sonra yol Şavşat'a doğru indikçe manzara tamamen değişti. Bozkırın yerini çam ormanları ve yeşil vadiler aldı. Gecemiz Yavuzköy'de, güneş meranın arkasına çekilirken köyde ışıklar tek tek yanıyordu.
Aynı gün içinde iki ayrı coğrafya. Sabah çıplak kayalar ve kanyon, öğleden sonra yemyeşil bir vadi.
9 Ekim · 15.59Sabah bungalovun önünden bakınca karlı zirveler sisin üstünde duruyordu. Kahvaltıdan sonra Şavşat Karagöl'e geçtik. Göle giden orman yolunda ışık ağaçların arasından süzülüyor, yol bir koridora dönüşüyor.
Karagöl'e vardığımızda yüzeyde hâlâ sabah buharı vardı ve su, çevresindeki ormanı birebir yansıtıyordu. Öğleden sonra Deriner ve Borçka barajları, ardından Borçka Karagöl. Akşam Maçahel'e vardık. Türkiye'nin ilk UNESCO biyosfer rezerv alanı olan bu vadide gece, 150 yıllık İremit Pansiyonu'ndaydı.
Dağların arasına sıkışmış bir mavi. Deriner, Türkiye'nin en yüksek barajlarından biri. Yukarıdan bakınca ölçeği ancak anlaşılıyor.
10 Ekim · 12.54Son gün Maçahel'in içinden Maral Şelalesi'ne bir saatlik yürüyüş. Patika dere boyunca ilerliyor, yer yer taşların üzerinden geçiyor. Şelale, ağaçların arasından birden karşınıza çıkıyor.
Sonra Arhavi ve Hopa'ya indik: taş kemer köprüler, köpüklü dereler, yamaçlara tutunmuş evler. Günün ve rotanın son durağı, 45 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılan Mençuna Şelalesi oldu. Dönüş Rize-Artvin Havalimanı'ndan.
Kars bozkırından Karadeniz ormanına aynı rota üzerinde geçmek, bir mesajın değerinin içinde bulunduğu ortamla belirlendiğini hatırlatıyor.
Karagöl'ün suyu da Maçahel'in ormanı da yılların birikimi. Yıllarda kurulan bir şeyi tek bir kararla kaybetmek mümkün; geri kazanmak değil.
Dört gün boyunca bildirimlerden uzak kalmak, dikkatin en kıt kaynak olduğu bir çağda düşünmeye alan açmanın ne kadar değerli olduğunu gösterdi.